“Bu dürûs-i Kur’âniyyenin dâiresi içinde olanlar, allâme ve müctehidler de olsalar, vazîfeleri, ulûm-i îmâniyye cihetinde, yalnız yazılan şu Sözlerin şerhleri ve îzâhlarıdır veyâ tanzîmleridir. ”[Mektûbat, 29.Mektûb, 6.kısım]
“Zannederim ki, hakáik-ı âliyye-i îmâniyyeyi tamâmıyla Risâle-i Nûr ihâtâ etmiş, başka yerlerde aramaya lüzûm yok. Yalnız ba’zan îzâh ve tafsîle muhtâc kalmış. Onun için vazîfem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazîfeniz devâm ediyor. Ve inşâallah vazîfeniz şerh ve îzâhla ve tekmîl ve tahşiye ile ve neşr ve ta’lîm ile belki, Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci Mektûbları te’lîf ile ve Dokuzuncu Şuaın Dokuz Makámını tekmîl ile ve Risâle-i Nûr’u tanzîm ve tertîb ve tefsîr ve tashîh ile devâm edecek. Risâle-i Nûr’un samîmî, hâlis şâkirdlerinin hey’et-i mecmuâsının kuvvet-i ihlâsından ve tesânüdünden süzülen ve tezâhür eden bir şahs-ı ma’nevî, bâkí ve muktedir bir kuvvet-i zahrdır, bir rehberdir.” [Kastamonu Lahikası,s 56]
Mâdem Üstâd Bedîüzzamân (ra), mezkûr cümlelerinde Risâle-i Nûr’un şerh, îzâh, tekmîl, tahşiye, neşr ve ta’lîmine ihtiyâc olduğunu îzâh etmiştir. Müellif (ra)’ın bu ifâdeleri, Risâle-i Nûr eserlerinin her bir mes’elesinin tam anlaşılmadığını gösteriyor. Demek, bu eserlerin anlaşılabilmesi için şerh ve îzâha ihtiyâc vardır."
Seyf(kılıç) kındadır, görünmez. Seyfeddin ona derler ki, din için savaşır. Çabası, tümden Tanrı içindir; doğruyu eğriden ayırır, gerçeği asıl olmayandan ayırt eder. Ancak önce kendisiyle savaşması, önce kendi huylarını guzellestirmesi gerek. "Kendinden başla. " Bütün öğütleri önce kendine vermek gerek. ( Fihi ma Fih'ten)
Bu zamanda bu fiyata böyle kıymetli bir eseri istifademize sunduğunuz için teşekkür ederim.