İlk Çağ'da savaş sanatı ile alakalı yazılmış bir kitap. Günümüzde savaş yöntemleri değişmiş olsa da verilen birçok mesaj hala geçerli. Verilen bazı mesajlar sosyal hayatta da uygulanabilecek türde.
Rus yazarları okumayı çok ama çok seviyorum. Özellikle de Dostoyevski çok başka benim için.
Henüz 24 yaşındayken yazdığı bu kitabında bile dönemin Rusyası'nı ve insanların yoksulluğunu mükemmel bir anlatımla okura aktarıyor. Kitap mektuplar ve anılardan oluşan bir eser. Ben severek okudum.
Stefan Zweig'in hemen hemen bütün kitaplarını okumama sebep olan okuduğum ilk kitabıydı. Mükemmel bir hikaye, mükemmel bir akıcılık ve betimleme. Keşke daha uzun süre yaşasaymış ve daha çok yazsaymış...
Amin Maalouf 'un Semarkant' tan sonra okuduğum ikinci kitabı oldu "Doğu'nun Limanları" Anadolu(Adana) , Orta Doğu(Beyrut) ve Avrupa'da(Fransa) geçen güzel ve akıcı bir hikaye. Tavsiye ederim.
Okuduğum ilk Halil Cibran kitabıydı. Nicelik olarak küçük, nitelik olarak çok büyük bir eser bence.
Bir çok konuyla ilgili düşüncelerini şairene bir şekilde dile getirmiş ermişten güzel ve etkileyici mesajlar barındıran su gibi akan bir kitap.
Okuduğum altıncı Ahmet Ümit kitabı. Okuduğum bütün kitaplarını da severek okudum. Betimleme, akıcılık ve tabi ki sonunda "Vay be! Katil o muymuş?" cümlesi.
Okuduğum on beşinci Stefan Zweig kitabı. Diğer okuduklarımdan farklı bir kitap. Neden farklı? Çünkü üç farklı dini hikayeden oluşuyor. Özellikle üçüncü hikayesinde sanki İslam'da var olan tasavvuf ehli kişilerden birisini okumuş gibi hissettim.
Okuduğum üçüncü Gülseren Budayıcıoğlu kitabı. Her kitabı birbirinden değerli gerçekten. İnsanların ilginç hayat hikayelerini okurken siz de kendinize bu hikayelerden ders çıkarıyorsunuz ya da hayatınıza daha fazla şükrediyorsunuz. İyi ki yazmışsınız Gülseren Hanım.