{{ getCurrentMenuTitle() }}
{{ item.name }} {{ item.name }}
Hesabım
Şifremi Unuttum
Kayıt Ol
Sepetim
Bize Ulaşın
×
Dikkat!

Teslimat bölgelerinde kargonuzu kendiniz gidip almalısınız. Sitenin altında teslimat noktaları mevcuttur.

Okuyucu hizmetleri - Bizimle iletişime geçin Bir mesaj gönder

Siparişiniz ile ilgili bir açıklama yazmak isterseniz, lütfen aşağıdaki alanı kullanın:

Sec Code
Mogan Gölü'ndeki O Gece
%21 
139,00 TL
109,81 TL

Mogan Gölü'ndeki O Gece

%21 
139,00 TL
109,81 TL
%21 
139,00 TL
109,81 TL

Tükendi

Gelince Haber Ver
Genellikle 5-7 gün içinde kargoya verilir.
Bu ürün stoklu değildir. Üreticiden istenir ve bize ulaştıktan sonra kargoya verilir. Kargoya verme süresi tatil günlerini kapsamaz.
Kitap Açıklaması

Ankara'ya gri diyenler acaba Mogan Gölü'nü gördüler mi? Hiç sanmıyoruz. Başkentin renklerinden Mogan Gölü, İpek Arman'ın yeni romanı Mogan Gölü'ndeki O Gece'de nefes nefese ilerleyen bir maceraya ev sahipliği yapıyor. Anadolu Uygarlıkları'na gönül veren kitaplarımızın en yenisi olan bu eser, Geç Roma/Bizans Dönemi'ne de uğrayıp 2005 yılından MS 362 yılına uzanıyor. Kitaptaki gizemli yollara saptıkça görüyoruz ki çocuklar zaman ve mekân dinlemiyor, yine bir şekilde oyun arkadaşlarını buluyor ve birbirlerinin hikâyelerini tamamlıyorlar. Ne mutlu! Azimle katedilen tüm yollar, çözülecek sırlara ve aydınlığa çıkıyor. Bir meşale de size uzatıyoruz.
"Gece serinliğini tam olarak hissettiklerinde üçü de ürpermişti ama bunun havadan kaynaklanmadığını biliyorlardı." 
Mogan Gölü'nün kıyısında sınıfça kamp yapmak mı? Bu harika bir fikir. Peki ya Mogan'ın yıllardır sakladığı bir sırrı varsa? 
Ercan, Duru ve Mina göl kıyısını keşfederken kendilerini bir geçitte bulurlar. Sonrası çokça karanlık, macera, işbirliği ve gizem...

Servis aracı, Çankaya'dan geçip güneye doğru Konya Yolu istikametine döndüğü zaman saatler 09.45'i gösteriyordu. Çok geçmeden göl bütün güzelliğiyle karşılarındaydı. Herkes heyecanla toparlanmaya başladı. Kamp yapmak için izin aldıkları bölge, Gölbaşı'na girdikten sonra birkaç kilometre gidecekleri güney istikametindeydi.
Öğretmenlerinin eşliğinde araçtan indiler. Gölden gelen tatlı bir yosun kokusu vardı. Kıyıda yetişmiş sazlıkların üzerinde kuşlar uçuyor, güneşin altında parlayan Mogan'ın minik canlıları başlarını ara ara sudan çıkarıyordu.
Çadırlarda iki kişi kalacaklardı. Hemen bir çember oluşturup çadırları kurmaya başladılar. Kurulan her çadır ortamı renklendiriyor, çocuklar sevinç içinde uyku tulumlarını yerleştirmeye koşuyordu. Mina ve Duru, Ercan'ın İsmail adındaki diğer bir öğrenciyle kalacağı çadırın tam yanına yerleştiler. Bir süre sonra kamp kurulmuş ve Semih Öğretmen'in çaldığı düdükle tüm öğrenciler onun yanında toplanmışlardı.
Evet, hadi bakalım, herkesin şapkası başında değil mi? Öğlen yemeğine kadar etrafta bir yürüyüş yapacağız. Sonra gölün çevresini inceleyip bölgenin tarihini konuşacağız. Ayşim Öğretmenim, ben geçen hafta biraz anlattım derslerde ama sizden daha detaylı bilgiler almak istiyoruz.
***
Saat daha erkendi ve her zaman yaptıkları gibi en tepeye kadar çıkıp Kale'nin iç surları içinde kalan çarşıları gezeceklerdi. Mina bölgeyle ilgili oldukça çok kitap okumuştu. Tarihe olan merakı sayesinde bildiklerini bir turist rehberi edasıyla her seferinde anlatıp dururdu.
Roma Dönemi'nin sonlarına doğru yapımına başlanmış ama esas Bizans Dönemi'nde birçok ekleme yapılmış Kale'ye... Sonrasında Selçuklular, Osmanlılar...
Tamam Mina, biliyoruz, şehir de bu kalenin civarındaymış, ticaret çok yoğunmuş o dönem, elbette Kral Yolu'nun üzerinde olduğu için...
Ha bir de dünyadaki ilk ticaret fuarı burada yapılmış...
Ercan son cümleyi söyledikten sonra hepsi birden gülmeye başlamışlardı. Mina sayesinde Kale hakkında o kadar çok şey biliyorlardı ki ona fırsat vermeden arka arkaya sıralamışlardı tüm bilgileri.
Peki o zaman size yeni bir bilgi: Roma ve Bizans Dönemi'nde buranın yani Ankara'nın tatil yeri ol duğunu biliyor musunuz? Hatta Roma imparatorları bile başkenti İstanbul'a taşıdıktan sonra şehrin neminden kaçmak için buraya gelirlermiş.
Yok artık, denizi bırakıp buraya mı geliyorlarmış...
Evet, üstelik uzun süre de kalıyorlarmış. Neyse, işte size yeni bir bilgi daha...
***
Çocuklar, önlerinde öğretmenleri olmak üzere grup halinde yürümeye başladılar. Gölün yaklaşık 8 bin yıl önce oluştuğunu, hangi canlı türlerini barındırdığını ve çoğunlukla yetişen bitkileri biliyorlardı. Özellikle de dünyada sadece burada yetişen Sevgi Çiçeği hakkında çok şey anlatmıştı Semih Öğretmen. Üstelik tam da çiçeklerini açtığı bir dönemde gelmişlerdi ve onları görmek için heyecanlanıyorlardı.
Sizce bu güzel bölgede ilk yerleşim ne zaman olmuştur?
Ayşim Öğretmen yavaş yavaş yürüyerek gölün arka taraflarında bulunan tepelik alanlara doğru ilerliyordu. Sorduğu soruya çocuklardan bir yanıt alamamıştı. Elini gözlerine siper ederek geldikleri Ankara yönüne doğru baktı.
Aslında Gölbaşı ve çevresi Tunç Devri'nde yerleşim alanı olmuştu. Sonrasında da sırasıyla Hititler, Frigler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Anadolu Selçuklu ve Osmanlılar yerleşti. Yani aslında Ankara'da yaşamış olan tüm medeniyetler burada da vardı.
Çocuklar dikkatle etrafa bakıyorlardı. Tepeliklere doğru görülen taşlık alanları, kayaları inceliyorlardı. Ayşim Öğretmen'in anlattıkları her zaman ilgilerini çekiyordu. Özellikle de Ercan, Duru ve Mina üçlüsünün. Öğretmen etrafa bakmaları ve fotoğraf çekmeleri için onları serbest bıraktı. Birçoğu genç kadının etrafını sarmış, ona sorular soruyordu.
***
MS 362, Ankira Şehri
Toplanın İmparator'un cesur askerleri, Julianus geliyor şehrimize. Onu karşılamak için törenlerin en büyüğünü yapacağız. Kale'nin surlarından indirin tüm bayrakları. Halkımız giyinsin en güzel elbiselerini, çiçekler taşısın çocuklar. Mutfağımızda pişsin Ankira'nın en lezzetli yemekleri. İmparatorumuz ve yüce askerleri için süsleyin tüm şehri, bayramımız var bugün.
Süslü üniformalı asker söyleyeceklerini bitirdi, çevik bir hareketle atladı çıktığı duvarın üzerinden. Etrafta toplanan halk ve diğer askerler, şehrin surlar içinde kalan yerine tekrar dağıldılar. Bu hazırlıklar uzun zamandır devam ediyordu. İmparator Perslere savaş açmış ve sefere giderken Ankira'dan geçmeye karar vermişti. Haberi alan şehrin valisi tüm kentte hazırlıklara başlamış, İmparator'u onurlandırmak için adına Julianus dediği bir de sütun diktirmişti.
Kale'nin batı kapısının hemen aşağısında mallarını satmak ya da daha uzak yerlere götürmek için kafileleriyle gelen tüccarlar bu konuşmadan habersizdi. Sadece duydukları dedikoduların sayesinde İmparator'un şehre geleceğini biliyorlardı. Ancak onlar için fark eden bir şey yoktu. Dinlenmek, atlarını doyurmak için birkaç gece kalacakları hanın büyük bahçesinde oturmuş, hancı çırağının getireceği yemekleri bekliyorlardı. Üstelik Ankira'da sürekli yapılan bu törenlere, festivallere çok alışıktılar.
***
On iki yaşındaki Tero, ailesini kaybettikten sonra amcasıyla birlikte yaşamaya başlamış Ankiralı bir çocuktu. En büyük hayali ise amcası gibi bir asker olmaktı. O sefere gittiği ya da sur içinde görevde olduğu zamanlarda, ailenin küçük dükkânında dururdu Tero. Satış yapıp yeni mallar geldiğinde onları yerleştirirdi. Aslında tüm iş onun omuzlarındaydı. Çalışkan bir çocuk olduğu için hiç şikâyet etmeden yapardı işleri. En sevdiği zamanlarsa amcasının yanına gidip diğer askerlerin dövüş talimlerini seyretmek, onlarla sohbet etmekti.
Arada sırada Kale'ye erzak götürdüğü de olurdu. Özellikle böyle önemli zamanlarda... İmparatorun gelme haberini aldıkları günden beri şehirde büyük bir hareketlenme olmuştu. Gerçi genelde böyle çok önemli şahıslar buraya sıkça gelirlerdi. Özellikle de havaların çok sıcak olduğu günlerde, şehrin sırtlarındaki ve soylulara ait olan evlerde kalırlardı.
***
Çok geniş olmayan, dar bir koridordan ilerliyorlardı. Sağ ve sol tarafları tamamen taşlardan yapılmış gibiydi. Artık buranın insanlar tarafından yapılmış bir tünel veya bir yol olduğuna emindiler. Uzun bir süre yürüdüler, önlerine herhangi bir şey çıkmamıştı. Yol ilginç bir şekilde dümdüz ilerliyordu. Ara ara ufak eğimler olsa da yürüyen için fazla zorluk çıkarmayacak şekildeydi.
Duvardaki meşale benzeri nesneyi görünce durdular ilk kez. Üçü birden paslanmış, yer yer parçalanmış bu meşaleye bakıyorlardı. Çok uzun zamandır kullanılmadığı belli oluyordu. Sonra bir tane daha, bir tane daha gördüler. Duvarın ilerleyen kısımlarında ise bir zamanlar buralarda da benzer şeylerin olduğunu gösteren izleri fark ettiler. Merakları giderek artıyordu ama bir yandan da iyice korkmaya başlamışlardı. Duru dayanamayarak sordu,
Ercan, daha ne kadar gideceğiz? Yol hiç bitmeyecek gibi...
Burası kesinlikle bir yere çıkıyor, baksanıza resmen birileri uğraşmış yapmış bunu. Bence biraz daha gidelim, sonra döneriz.
Aslında kızlar da devam etmek istiyordu. Bir kere çıkmışlardı yola ve bu toprak yolun nereye varacağını görmeleri gerekiyordu. "Sonuçta ne kadar uzun olabilir ki" diye geçirdiler içlerinden.
Fenerin aydınlattığı koridor benzeri yolda, toprağın içinde parlayan o küçük kutuyu aynı anda görmüşlerdi.

Kitap Özellikleri''''''''
Barkod9786257101479
Basım Yılı2026
Cilt DurumuKarton Kapak
DilTürkçe
Ebat13 x 19,5
Kağıt TürüKitap Kağıdı
Sayfa Sayısı80
favorilerime ekle
Kitap Açıklaması

Ankara'ya gri diyenler acaba Mogan Gölü'nü gördüler mi? Hiç sanmıyoruz. Başkentin renklerinden Mogan Gölü, İpek Arman'ın yeni romanı Mogan Gölü'ndeki O Gece'de nefes nefese ilerleyen bir maceraya ev sahipliği yapıyor. Anadolu Uygarlıkları'na gönül veren kitaplarımızın en yenisi olan bu eser, Geç Roma/Bizans Dönemi'ne de uğrayıp 2005 yılından MS 362 yılına uzanıyor. Kitaptaki gizemli yollara saptıkça görüyoruz ki çocuklar zaman ve mekân dinlemiyor, yine bir şekilde oyun arkadaşlarını buluyor ve birbirlerinin hikâyelerini tamamlıyorlar. Ne mutlu! Azimle katedilen tüm yollar, çözülecek sırlara ve aydınlığa çıkıyor. Bir meşale de size uzatıyoruz.
"Gece serinliğini tam olarak hissettiklerinde üçü de ürpermişti ama bunun havadan kaynaklanmadığını biliyorlardı." 
Mogan Gölü'nün kıyısında sınıfça kamp yapmak mı? Bu harika bir fikir. Peki ya Mogan'ın yıllardır sakladığı bir sırrı varsa? 
Ercan, Duru ve Mina göl kıyısını keşfederken kendilerini bir geçitte bulurlar. Sonrası çokça karanlık, macera, işbirliği ve gizem...

Servis aracı, Çankaya'dan geçip güneye doğru Konya Yolu istikametine döndüğü zaman saatler 09.45'i gösteriyordu. Çok geçmeden göl bütün güzelliğiyle karşılarındaydı. Herkes heyecanla toparlanmaya başladı. Kamp yapmak için izin aldıkları bölge, Gölbaşı'na girdikten sonra birkaç kilometre gidecekleri güney istikametindeydi.
Öğretmenlerinin eşliğinde araçtan indiler. Gölden gelen tatlı bir yosun kokusu vardı. Kıyıda yetişmiş sazlıkların üzerinde kuşlar uçuyor, güneşin altında parlayan Mogan'ın minik canlıları başlarını ara ara sudan çıkarıyordu.
Çadırlarda iki kişi kalacaklardı. Hemen bir çember oluşturup çadırları kurmaya başladılar. Kurulan her çadır ortamı renklendiriyor, çocuklar sevinç içinde uyku tulumlarını yerleştirmeye koşuyordu. Mina ve Duru, Ercan'ın İsmail adındaki diğer bir öğrenciyle kalacağı çadırın tam yanına yerleştiler. Bir süre sonra kamp kurulmuş ve Semih Öğretmen'in çaldığı düdükle tüm öğrenciler onun yanında toplanmışlardı.
Evet, hadi bakalım, herkesin şapkası başında değil mi? Öğlen yemeğine kadar etrafta bir yürüyüş yapacağız. Sonra gölün çevresini inceleyip bölgenin tarihini konuşacağız. Ayşim Öğretmenim, ben geçen hafta biraz anlattım derslerde ama sizden daha detaylı bilgiler almak istiyoruz.
***
Saat daha erkendi ve her zaman yaptıkları gibi en tepeye kadar çıkıp Kale'nin iç surları içinde kalan çarşıları gezeceklerdi. Mina bölgeyle ilgili oldukça çok kitap okumuştu. Tarihe olan merakı sayesinde bildiklerini bir turist rehberi edasıyla her seferinde anlatıp dururdu.
Roma Dönemi'nin sonlarına doğru yapımına başlanmış ama esas Bizans Dönemi'nde birçok ekleme yapılmış Kale'ye... Sonrasında Selçuklular, Osmanlılar...
Tamam Mina, biliyoruz, şehir de bu kalenin civarındaymış, ticaret çok yoğunmuş o dönem, elbette Kral Yolu'nun üzerinde olduğu için...
Ha bir de dünyadaki ilk ticaret fuarı burada yapılmış...
Ercan son cümleyi söyledikten sonra hepsi birden gülmeye başlamışlardı. Mina sayesinde Kale hakkında o kadar çok şey biliyorlardı ki ona fırsat vermeden arka arkaya sıralamışlardı tüm bilgileri.
Peki o zaman size yeni bir bilgi: Roma ve Bizans Dönemi'nde buranın yani Ankara'nın tatil yeri ol duğunu biliyor musunuz? Hatta Roma imparatorları bile başkenti İstanbul'a taşıdıktan sonra şehrin neminden kaçmak için buraya gelirlermiş.
Yok artık, denizi bırakıp buraya mı geliyorlarmış...
Evet, üstelik uzun süre de kalıyorlarmış. Neyse, işte size yeni bir bilgi daha...
***
Çocuklar, önlerinde öğretmenleri olmak üzere grup halinde yürümeye başladılar. Gölün yaklaşık 8 bin yıl önce oluştuğunu, hangi canlı türlerini barındırdığını ve çoğunlukla yetişen bitkileri biliyorlardı. Özellikle de dünyada sadece burada yetişen Sevgi Çiçeği hakkında çok şey anlatmıştı Semih Öğretmen. Üstelik tam da çiçeklerini açtığı bir dönemde gelmişlerdi ve onları görmek için heyecanlanıyorlardı.
Sizce bu güzel bölgede ilk yerleşim ne zaman olmuştur?
Ayşim Öğretmen yavaş yavaş yürüyerek gölün arka taraflarında bulunan tepelik alanlara doğru ilerliyordu. Sorduğu soruya çocuklardan bir yanıt alamamıştı. Elini gözlerine siper ederek geldikleri Ankara yönüne doğru baktı.
Aslında Gölbaşı ve çevresi Tunç Devri'nde yerleşim alanı olmuştu. Sonrasında da sırasıyla Hititler, Frigler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Anadolu Selçuklu ve Osmanlılar yerleşti. Yani aslında Ankara'da yaşamış olan tüm medeniyetler burada da vardı.
Çocuklar dikkatle etrafa bakıyorlardı. Tepeliklere doğru görülen taşlık alanları, kayaları inceliyorlardı. Ayşim Öğretmen'in anlattıkları her zaman ilgilerini çekiyordu. Özellikle de Ercan, Duru ve Mina üçlüsünün. Öğretmen etrafa bakmaları ve fotoğraf çekmeleri için onları serbest bıraktı. Birçoğu genç kadının etrafını sarmış, ona sorular soruyordu.
***
MS 362, Ankira Şehri
Toplanın İmparator'un cesur askerleri, Julianus geliyor şehrimize. Onu karşılamak için törenlerin en büyüğünü yapacağız. Kale'nin surlarından indirin tüm bayrakları. Halkımız giyinsin en güzel elbiselerini, çiçekler taşısın çocuklar. Mutfağımızda pişsin Ankira'nın en lezzetli yemekleri. İmparatorumuz ve yüce askerleri için süsleyin tüm şehri, bayramımız var bugün.
Süslü üniformalı asker söyleyeceklerini bitirdi, çevik bir hareketle atladı çıktığı duvarın üzerinden. Etrafta toplanan halk ve diğer askerler, şehrin surlar içinde kalan yerine tekrar dağıldılar. Bu hazırlıklar uzun zamandır devam ediyordu. İmparator Perslere savaş açmış ve sefere giderken Ankira'dan geçmeye karar vermişti. Haberi alan şehrin valisi tüm kentte hazırlıklara başlamış, İmparator'u onurlandırmak için adına Julianus dediği bir de sütun diktirmişti.
Kale'nin batı kapısının hemen aşağısında mallarını satmak ya da daha uzak yerlere götürmek için kafileleriyle gelen tüccarlar bu konuşmadan habersizdi. Sadece duydukları dedikoduların sayesinde İmparator'un şehre geleceğini biliyorlardı. Ancak onlar için fark eden bir şey yoktu. Dinlenmek, atlarını doyurmak için birkaç gece kalacakları hanın büyük bahçesinde oturmuş, hancı çırağının getireceği yemekleri bekliyorlardı. Üstelik Ankira'da sürekli yapılan bu törenlere, festivallere çok alışıktılar.
***
On iki yaşındaki Tero, ailesini kaybettikten sonra amcasıyla birlikte yaşamaya başlamış Ankiralı bir çocuktu. En büyük hayali ise amcası gibi bir asker olmaktı. O sefere gittiği ya da sur içinde görevde olduğu zamanlarda, ailenin küçük dükkânında dururdu Tero. Satış yapıp yeni mallar geldiğinde onları yerleştirirdi. Aslında tüm iş onun omuzlarındaydı. Çalışkan bir çocuk olduğu için hiç şikâyet etmeden yapardı işleri. En sevdiği zamanlarsa amcasının yanına gidip diğer askerlerin dövüş talimlerini seyretmek, onlarla sohbet etmekti.
Arada sırada Kale'ye erzak götürdüğü de olurdu. Özellikle böyle önemli zamanlarda... İmparatorun gelme haberini aldıkları günden beri şehirde büyük bir hareketlenme olmuştu. Gerçi genelde böyle çok önemli şahıslar buraya sıkça gelirlerdi. Özellikle de havaların çok sıcak olduğu günlerde, şehrin sırtlarındaki ve soylulara ait olan evlerde kalırlardı.
***
Çok geniş olmayan, dar bir koridordan ilerliyorlardı. Sağ ve sol tarafları tamamen taşlardan yapılmış gibiydi. Artık buranın insanlar tarafından yapılmış bir tünel veya bir yol olduğuna emindiler. Uzun bir süre yürüdüler, önlerine herhangi bir şey çıkmamıştı. Yol ilginç bir şekilde dümdüz ilerliyordu. Ara ara ufak eğimler olsa da yürüyen için fazla zorluk çıkarmayacak şekildeydi.
Duvardaki meşale benzeri nesneyi görünce durdular ilk kez. Üçü birden paslanmış, yer yer parçalanmış bu meşaleye bakıyorlardı. Çok uzun zamandır kullanılmadığı belli oluyordu. Sonra bir tane daha, bir tane daha gördüler. Duvarın ilerleyen kısımlarında ise bir zamanlar buralarda da benzer şeylerin olduğunu gösteren izleri fark ettiler. Merakları giderek artıyordu ama bir yandan da iyice korkmaya başlamışlardı. Duru dayanamayarak sordu,
Ercan, daha ne kadar gideceğiz? Yol hiç bitmeyecek gibi...
Burası kesinlikle bir yere çıkıyor, baksanıza resmen birileri uğraşmış yapmış bunu. Bence biraz daha gidelim, sonra döneriz.
Aslında kızlar da devam etmek istiyordu. Bir kere çıkmışlardı yola ve bu toprak yolun nereye varacağını görmeleri gerekiyordu. "Sonuçta ne kadar uzun olabilir ki" diye geçirdiler içlerinden.
Fenerin aydınlattığı koridor benzeri yolda, toprağın içinde parlayan o küçük kutuyu aynı anda görmüşlerdi.

Kitap Özellikleri''''''''
Barkod9786257101479
Basım Yılı2026
Cilt DurumuKarton Kapak
DilTürkçe
Ebat13 x 19,5
Kağıt TürüKitap Kağıdı
Sayfa Sayısı80
Çok Satanlarda Kampanya
Kitabu Afatil Lisan Dilin Afetleri Dil Belası
%50
200,00 TL
100,00 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
Riyazüs Salihin (8 Cilt Takım)
%29
6.250,00 TL
4.437,50 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
Yaşamak
%40
250,00 TL
150,00 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
Dirilt Kalbini
%40
275,00 TL
165,00 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
Galip Bergusi Seti 3 Kitap
%39
760,00 TL
463,60 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
Zamanın Kıymeti (Pratik Baskı)
%20
265,00 TL
212,00 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
Gerçek Tıp
%30
350,00 TL
245,00 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
Algı Yönetimi ve Manipülasyon
%45
380,00 TL
209,00 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
Benzer Ürünler
Dedem Bir Maymun
%15
210,00 TL
178,50 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
Bizans Kaçkınları
%25
180,00 TL
135,00 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
Manter Manny ve Kötülük Ruhları
%33
227,00 TL
152,09 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
Çılgın Uzaylılar Geldi
%20
190,00 TL
152,00 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
Ali Cavid'e Karşı
%25
290,00 TL
217,50 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
Kumsal’ın Çizgili Dünyası
%13
250,00 TL
217,50 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
Masalistanbul 2 Demirden Kale
%31
240,00 TL
165,60 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
Emanetdar Ayasofya Dehlizlerinde
%31
240,00 TL
165,60 TL
Favorilerime Ekle Sepete Ekle
T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.